|
02 Mart 2009 Pazartesi - İşte KTUD Üyesi Gökhan Çete'nin dikkatle okunması ve değerlendirilmesi gereken "KÜLTÜR TURİZMİ AMA NASIL?" başlıklı yazısı:
Akademik düzeyde geliştirilen kavramların işaret ettiği ve/veya bir araya getirdiği olgulara, pratikte, sanıldığı kadar kolay hakim olunamayabiliyor. Kültür Turizmi de bu kavramlardan birisi. Turizmin çeşitlendirilmesi ve kültür varlıklarımızın dünyaya tanıtılması amaçlarını birleştiren “Kültür Turizmi '' konunun ilgilileri arasında her zaman heyecan uyandıran bir çalışma alanı olarak rağbet görmekte. Sorun bu çekici kavramı bütün bileşenleri ile uygulamaya geçirebilmekte ortaya çıkıyor.
Kültür turizmi, en basit tanımıyla insanların, ikamet ettikleri yerden farklı bir ülke ya da şehrin kültürel mirasını, folklorunu, inanç sistemlerini, sanatını tecrübe etmek amacıyla seyahat etmeleridir. Bu etkinliğin seyahat boyutu zaten turizm sektörünün ve profesyonellerinin çok iyi bildiği yöntemlerle kontrol altına alınabilir. Bu olgunun dışında kalan tanıtım, pazarlama ve sunum gibi sorunlar ise kültür turizmi kavramı için özel olarak geliştirmemiz gereken araçlar ile çözülebilir.
Bu noktada ilk tespit etmemiz gereken husus, motivasyonlarının tamamen farklı olduğu kabul edilen kültürel miras profesyonelleri ile turizm sektörünün ortak hedefler için bir araya gelmesi gerekliliğidir. Böyle bir disiplinler arası yaklaşım yerleşmeden kültür turizmi çalışmalarının bir yönünün her zaman eksik olacağını söyleyebiliriz. Zira, kültür turizminde sunacağımız ürün veya ürün kombinasyonlarının marka değerleri, klasik ekonomi ve halkla ilişkiler yöntemlerinin tek başlarına uzanamayacağı tarihi ve estetik bir takım ilişkilerde saklıdır. Bu ilişkileri tek kelime ile “hikaye '' olarak kavramlaştırabiliriz.
Bir şehrin, bir sit alanının ya da herhangi bir kültür ürününün, öğrenmeye istekli ve meraklı, aynı zamanda ortalama bir turistten fazla harcama yapması muhtemel bir insan için anlamlı hale getirilmesi kütüphanelerde sadece uzmanlarının ilgisini çeken bilgilerin “hikaye '' haline getirilmesi ile mümkün olabilir. Kültür Turizminde pazarlanan tamamen bu hikayedir. Kültür ürününün tek başına, kendiliğinden ilgi çekmesi düşünülemez. Bu varlığın fotoğraflarının herhangi bir bağlama oturtulmadan tanıtılması da istenen sonucu vermeyebilir.
Öyleyse, kültür turizmi organizasyonunda ilk aşama ürünün kimliğinin belirlenmesidir. Kimlik sorunu yüzeysel akıl yürütmeler yerine bahsettiğimiz disiplinler arası yaklaşımın gereği olarak konunun uzmanlarının bir proje yöneticisinin yönlendirmesi altında mevcut tüm bilgileri değerlendirmesi ve raporlaması ile çözülebilir. Bu ham bilgilerin hedef kitle için ne ifade edebileceği sorularına teker teker öneri cevaplar verilerek ana hatlar oluşturulmalıdır. Araştırmalara göre bağıl olarak daha eğitimli insanların ağırlıklı olarak tercih ettiği kültür turizminde bir unsuru bilinçli olarak atlamak, yani samimiyetten taviz vermek hedef kitle tarafından olumsuz karşılanabilir.
Kültür turizminin “daha az ziyaretçiden daha fazla para '' denklemine uygun düştüğü bir gerçek ancak bu heyecan verici sistemden faydalanmanın bedellerini ödemeye herkesin hazır olması gerekiyor. Yerel yönetimler bu sistemi kurup onun nimetlerinden faydalanmak istiyorlarsa kültür varlıklarının korunmasına öncelik vermeliler. Bir kültür turisti, kötü restorasyonlarla, klişeleşmiş, sıradan bilgilendirme araçlarıyla ve etrafına doldurulan bildik turist tuzaklarıyla karartılan bir kültür ürününe mahkum değildir. Bu alandaki rekabet nicelikten ziyade nitelik üzerinden yürütülmektedir. Bu rekabete hazır olmak için rakipleri iyi tanımak gerekiyor. Roma Dönemi ve Rönesans kültürüne sahip İtalya, Gotik Sanat ve Modern Paris Kültürünü pazarlayan Fransa neleri doğru yapmaktadır? Bu ülkelerin hangi uygulamaları bir kültür turistini gönüllü elçiler haline getirmektedir? Soruyu tersinden sorarsak; en az bu ülkeler kadar zengin olduğumuz bir alanda neden onlar kadar etkileyici olamıyoruz?
Bu soruların odaklandığı nokta “yönetsel kapasite '' olarak görünüyor. Bu ülkelerin, her türlü uzmanlıkla donatılmış organizasyonları, her zaman turistin önünden giderek muhtemel sorunları önlediği gibi yeni keşifler sunarak da insanların bu kültürleri deneyimleme süreçlerini sürekli zenginleştirmektedir. Ne yazık ki, ülkemizde kültürel miras çalışmaları yalnızca katalog edebiyatı ve salt korumacılığa yoğunlaşmışken, bunun karşısında kültür varlıklarını birer Disneyland oyuncağına çevirecek uygulamalardan medet umulabilemektedir.
Kültür turizminin ana aracı “hikaye '' ise ana niteliği de “özgünlüktür '' . Bu özgünlüğü korumak ve hikayesini dünya ile paylaşmak para kazanırken manevi olarak da tatmin olmayı getirir. O zaman süreci şu aşamalarla özetleyelim: Kendimizi tanımak ve sahip olduklarımızı kaydetmek, hikayemizi yazmak, organizasyonumuzun her pozisyonuna felsefemizi benimsetmek ve onları temel bilgilerle donatmak, ürünümüzü sunarak rekabete açılmak ve nihayet hizmetin kalitesini yüksek seviyede tutmak için en az titiz, sorun çıkaran bir turist kadar paranoyak olmak.
Gökhan ÇETE Kültür ve Turizm Uzman Yardımcısı KTUD Üyesi TURİZM HABERLERİNDEN ALINMIŞTIR.
21:19 - 16/3/2009 -
|